Nasreddin Hoca Fıkraları 2

ATEŞLE YEMEK OLMAZ


Nasreddin Hoca arkadaşlarıyla iddiaya girmiş:

—“Ben karlı havada dışarıda 1 gün dururum.” demiş.
Bu iddiaya karşılık arkadaşlarıyla büyük bir ziyafette girmişler. Nasreddin Hoca sadece mumu yakmış, tam 1 gün başında beklemiş.

Arkadaşları şaşırmış 1 gün durduğuna ama işin içinde ziyafet olunca, biri mumla ısındın demiş. Tabii iddiayı da kaybetmiş.

Nasreddin Hoca arkadaşlarını çağırmış,yemek yiyelim diye.

Onlar da, büyük bir iştahla gelmişler. Nasreddin Hoca karısını tembihlemiş.

—“Ağacın dalına yemeği as, altına mum yak” demiş.

Hanımı da gerekeni yapmış. Arkadaşları beklemiş beklemiş yemek yok:

—“Hani hocam yemek” demişler.

Hoca  da :

—“Pişiyor” demiş.

Arkadaşları:

—“Bir bakalım, nasıl pişiyor? Demişler.

Hoca da  göstermiş piştiği yeri.

Arkadaşları:

—“Aman hocam, yemek mumla nasıl pişer” demişler.

Hoca da:

—“Bana nasıl mumla ısınıyor dediyseniz ,buda böyle pişiyor.” demiş.



BİZDE KİBİR YOK


Nasreddin Hoca'ya yapılan şakalar tükenip bitmezdi. Akşehir'liler bir gün Hoca'ya takılır ve sorarlar:
—“Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir asli var mıdır?”
Hoca’nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya, cevaplar:
—“Her halde öyle olmalı.”
—“Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize görelim!”
Hoca:
—“Pekâlâ simdi size bir numara yapalım.” Der ve  karşısında durmakta olan çınar ağacına:
—“Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!”
Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye başlar, ağacın yanına varır.

Akşehir'liler:
—“Ne oldu Hoca, ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!” diye gülünce,
Hoca:
—“Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür.” der.



BİZE DE UĞRARDI

Arkadaşları Hoca'ya, katı bir koca olmadığına, takılırlar:
—“Hoca, karın tüm zamanını komşu arkadaşlarıyla geçiriyor!”

Hoca:
—“Hayır, doğru değil. Eğer doğru olsaydı, bize de bir ara uğrardı!” diye cevaplar .





ÇÖMLEK HESABI


Hoca, Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atar. Hoca'nın yaramaz oğlu, bir avuç taş doldurur çömleğin içine, muziplik olsun diye.
Bir zaman sonra arkadaşları:

—“Bugün Ramazan'ın kaçı acaba?” diye sorarlar Hoca'ya. Hoca'da:

—“Şimdi eve gider öğrenirim. Biraz sabredin.” der ve evinin yolunu tutar. Çömleği boşaltır; bir sayar, iki sayar... Taşların yüz yirmi beş tane olduğunu görür. Şaşkın bir halde döner arkadaşlarının yanına.

Hoca:

—“Arkadaşlar, bugün, Ramazan'ın kırk beşi”der.
Hoca'nın bu cevabına gülüşürler arkadaşları.

Aralarından biri:
—“Aman Hocam, bir ay otuz gündür. Hiç Ramazan'ın kırk beşi olur mu?” diye itiraz eder.
Hoca, biraz şaşkınlık biraz da kızgın bir ifadeyle:

—“Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan'ın yüz yirmi beşi.”der.



DÜŞÜNÜR


Nasreddin Hoca Akşehir pazarında bir adamın başına toplanmış olan kalabalığa yaklaşır. Satıcı elindeki kuşu satmaya çalışmakta ve fiyatı ise çok yüksek 50 Akçe, yan taraftaki tavuklar ise 5 Akçe. Hoca bir turlu fiyattaki aşırı farkı anlayamaz ve sorar
—Hemşerim bu nasıl kus 50 Akçe istersin?
—Hoca efendi bu bildiğin kus değildir bunun özelliği var.
—Neymiş özelliği?
—Hocam bu kusa papağan derler ve konuşur.
Hoca aniden hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner. Papağan satmakta olan adamın yanına durur ve yüksek sesle;
-Bu gördüğünüz kus sadece 100 Akçeye, gel, gelll!
Herkesten çok papağan satan şaşar bu ise ve sorar.
—Hocam 100 Akçe çok değil mi bir hindi için?
—Sen 50 ye satıyorsun ama
-Dedim ya hocam benim kus konuşur ama
-Öyleyse, benimki de düşünür!

 

HAZIR PARA


Nasreddin Hoca parasını geri istemek için defalarca kapısını çalan alacaklısına kapıyı açmış.

—“Hocam borcunu ne zaman ödeyeceksin?”
—“Yakında, demiş, yakında paranı ödeyeceğim.”
—“Ne zaman?”
—“Dinle bak... Bizim duvar kenarına yol boyunca çalı tohumu ektim.”
—“Ve?”
—“Ve tohum ilkbaharda yeşerecek ve çok çalımız olacak..”.
—“Evet, şüphesiz! Sonra?”
—“Bu caddeden çok koyun sürüsü geçer. Geçerken, geçen  koyunların yünleri çalılara takılacak. Ben de yünleri toplayacağım. Bizim hanım bunları eğirip ip yapacak. Sonra gerisi kolay. Ben de pazara götürüp satacağım ve paranı geri ödeyeceğim.”
Adam bu saçma plan üzerine kahkahayı basar. O zaman Hoca, demiş ki;
—“Parayı avucunda hazır hissedince nasıl da gülersin, degil mi, seni köftehor seni!”



HOROZ DÖVÜŞÜ


Nasrettin Hoca’nın horoz dövüşlerine yeni merak sarmış bir arkadaşı varmış. Birlikte gidip pazardan dövüşken bir horoz aramaya başlamışlar. Derken, arkadaşı bir horoz beğenmiş. Satıcıya:

—“Adı ne bunun ?”diye sormuş.

Satıcı:

—“Adı Yiğit”demiş.

Arkadaşı horozu almış. Daha sonra yiğit hangi dövüşe girse dönüp kaçmış. Tabii ki rakibi de peşinde. Yiğit kaç dövüşe girdiyse hiç yakalanmamış.

Arkadaşı, Hoca’ya:

—“Hoca ne iştir? Benim yiğit neden dövüşe girmeyip kaçıyor?” demiş.

Hoca:

—“Bilmez misin Selami? Yiğitliğin onda dokuzu kaçmaktır. Ne yapsaydı yani, dövüşe girip de yarabere içinde mi kalsaydı? Bak şuna, hiçbir yerinde çizik bile yok. Hey maşallah!” demiş.


İÇİNDE BENDE VARDIM


Nasrettin Hoca bir gün yüzü gözü mor olarak çarşıya iner.Dursun karşıdan alaylı alaylı gelir.

—“Hocam, sizin evden dün sesler geliyordu, neydi o sesler ya ?” der.
Nasrettin Hoca:

—“Hanımla kavga ettim. Cüppemi merdivenden attı.” demiş.

Dursun şaşırarak:

—“Hocam, cüppe o kadar ses çıkarmaz ki”demiş.

Hoca, Ezilip büzülerek:

—“İçinde bende vardım” demiş


IŞIĞI GÖREN FIRLIYOR


Karısı doğururken, Hoca da mum tutuyormuş. İlk doğanlar ikizmiş. İkizlerin arkasından bir çocuk daha baş gösterince Hoca mumu söndürmüş.

Ebe:
—“Aman Hoca, ne yaptın?” Deyince,

Hoca da:
—“Ne yapayım, baksana, ışığı gören fırlıyor...”



KAVUK


Bir gün bir adam, elinde mektup.Der ki, Hoca'yı tutup:
—“Hocam, zahmet ya sana, Şu mektubu bana bir okusana.”
Mektup baştan sona kadar Arapça. Şöyle bir iki evirir çevirir. Sökemez; çaresiz, geri verir.
Der ki:

—“Başkasına okut bunu sen.”
Adam şaşırır :

—“Niçin ?”
—“Türkçe değil bu mektup okuyamam.”
Yine anlayamaz adam. Hocanın okuması yok zanneder:
—“Ayıp Hoca, ayıp! Benden utanmıyorsan şundan utan! Şu başındaki koca kavuğundan.”
Hoca kavuğu çıkartıp uzatır. Sonra:

—“Madem ki, iş kavuktadır; haydi giy de şunu, kendin oku bakalım mektubunu.”


KAZI


Hoca yeraltına ahır yapmaya karar vermiş. Toprağı kaza kaza komşunun ahırına girmiş. Bir sürü öküz görünce koşa koşa karısına gitmiş:
—“Hanım, hanım! Müjdemi isterim. Eski zamanlardan kalma bir ahır dolusu öküz buldum..”

 

KİM SUÇLU ?


Bir keresinde, Hoca Akşehir’de ki mahkemeye kadı tayin edilir. Bir gün bir adam koşarak mahkemeye gelir ve Hoca'ya:
—“Farz edelim iki inek mera da dövüştü ve biri öldü, Hoca Efendi. Öldürenin sahibi sorumlu tutulacak mıdır?”
Adamın hilekâr gözlerini fark eden Hoca dikkatliydi.
—“Yerine göre”der, hüküm vermeden.
—“Karar vermene yardımcı olabilir, Hoca Efendi. Senin inek benimkini öldürdü!”
—“Bu halde, genel olarak bilindiği gibi inekler hayvandır. Hayvanlara sebep bağlanmadığından dolayı, kesinlikle sorumsuzlardır. Bu yüzden de, sahibi sorumlu tutulamaz!”
—“Özür dilerim, Hoca Efendi, dilim sürçtü. Benim inek seninkini öldürdü demek istemiştim!”
Bu haber üzerine, Hoca’nın kanı beynine sıçrar. Sakalını çeker, kalkar ve yeniden oturur:
—“Bu ilk düşündüğümden daha karmaşık bir durum”der.

Memurluğunun tüm ağırbaşlılığıyla kâtibine döner ve ekler.

—“Yanındaki rafta duran kara kaplı kitabi ver bakayım!”



KUYRUKLU YALAN


Bir gün, Nasrettin Hoca, camide bir vaaz veriyordu. Cemaatten bir kısmının esnediğini ve bir kısmının uyukladığını fark etti. Bunun üzerine şöyle konuşmaya başladı:
—“Bir sabah, Akşehir`den dışarı çıkmıştım. Çayın kenarında dört ayaklı ördekler su içiyorlardı...”
Dört ayaklı ördek sözünü işiten cemaat, gözlerini açarak Nasrettin Hoca`yı dikkatle dinlemeye başladı.

Bunun üzerine Nasrettin Hoca:
—“Yahu! Siz nasıl adamlarsınız. Deminden beri size vaaz ediyorum, uyukluyorsunuz da, kuyruklu bir yalan uydurunca hepinizin gözleri açıldı...”



LAMBA


Bir gün Nasrettin hoca yolda yürürken lambaya çarpmış. Lambanın içinden bir cin çıkmış ve şöyle demiş:

—“Dile benden ne dilersen”

 Nasrettin Hoca:

—“Özür dilerim” demiş.



NASIL OLSA YARIN KIYAMET KOPACAK


Hocanın çok sevdiği bir kuzusu varmış. Öyle ki, kuzuyu diğer hayvanlarından daha üstün tutmaktadır. Arkadaşları hocanın bu zaafını bildiklerinden, bir gün gelip:

—“Hocam, yarın nasıl olsa kıyamet kopacak. Gel şu kuzuyu kesip afiyetle yiyelim.” Derler. Bu teklife hocanın gönlü razı olmasa da, arkadaşlarını kıramaz. Kuzuyu kesip arkadaşlarına ikram eder. Ziyafet bittikten sonra hocanın arkadaşları yüzmek için dereye girer. Hoca her zamanki gibi ayağına gelen fırsatı tepmez. Arkadaşlarının dereye girerken çıkardıkları giysileri kuzuyu kızarttığı ateşte yakar. Arkadaşlar dereden gelince:

—“Ne yaptın hoca, şimdi biz ne giyineceğiz?” diye feryat ederler.

Hoca imalı bir tebessüm ile cevap verir:

—“Ne üzülüyorsunuz arkadaşlar? Nasıl olsa yarın kıyamet kopacak değil miydi?”


NERELERE KADAR?


Nasreddin Hoca, kırda sesinin yettiğince bağırarak ezan okuyor ve olanca hızıyla koşuyormuş. Bu durumu gören birkaç kişi, Hoca ya bir şey olduğunu düşünerek yanına yaklaşıp sormuşlar:
—“Ne oldu sana, Hoca efendi, bu ne iştir?”
Hoca, koşmasını sürdürerek :
—“Sesimin nerelere kadar gittiğini merak ettim de, onun için arkasından koşuyorum..”.


O ZAMAN GÖR FERYADI

 

Hoca eşeğini kaybetmiş ve arıyor. Bu arada da neşeli bir türkü tutturmuş.Birisi kendini sormaktan alıkoyamaz:
—“Hoca Efendi, eşeğini kaybettiğini herkes bilirken, türkü söylemeni duymak eğlenceli görünüyor. Oysa kaybına feryat edip ağlaman beklenirdi!”
—“Son bir ümidim, aptal mahlûkun şu küçük tepenin arkasında olabileceğidir arkadaş. Eğer değilse, bekle ve gör o zaman sen bendeki ağlamayı, feryadı!”



ON AKÇE PEŞTAMAL


         Timur bir gün yanına Hoca’yı da alarak, Akşehir’in Meydan Hamamına gider. Soyunup peştemallara sarınıp sıcak bölüme geçerler. Göbek taşında oturup bir yandan sohbet ederken, bir taraftan terlerler. Derken Timur Hoca'ya sorar:
—“Hoca, sen bir deryasın! Kıymet biçmesini bilirsin. Şu halimle ben kaç para ederim?”
Hoca:
—“On akçe” der.
Kendisine bu kadar az kıymet biçilmesi Timur'u küplere bindirir.
—“Bre gafil, sen bana nasıl on akçe ettiğimi söylersin? Bu parayı sadece peştemal yapar!” Deyince; Nasreddin Hoca boynunu bükerek:
—“Peştemalı hesaba kattım zaten!” Der.


PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALAR


     Bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış. Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:
—“Peki, olur...”
    Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca'ya şunları söylemiş:
—“Şu parayla bana bir düdük getirir misin?”
    Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen Hoca'nın etrafını sararak düdüklerini istemişler. Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış. Ötekileri bağırmaya başlamışlar:
—“Ya bizim düdükler nerede?”
Hoca'nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:
—“Parayı veren düdüğü çalar.”





SUBAŞININ EŞEĞİ


     Eşeği kaybolan Subaşı, ateş püskürmüş:
—“Çabuk benim hayvanımı bulun, yoksa karışmam!” Diye bağırmaya başlamış.Herkesi bir telaş, bir korkudur almış. Eşeği aramak için dört bir tarafa dağılan Akşehirliler, yolda Hoca’ya rastlamışlar:
—“Aman Hocam, bize yardım et. Yolda sahipsiz bir eşek bulursan hemen yakala n’olur?”
—“Eşek kimin?”
—“Subaşının.” Demişler.

Hoca da:

    “Peki ararım” demiş ve türkü söyleye söyleye yolunu sürdürmüş.

Karşısına çıkan bir köylü :
—“Hocam, böyle türkü söyleyerek ne yapıyorsun?”Deyince,

 Hoca:
—“Subaşının kaybolan eşeğini arıyorum!”Demiş.

Adam, yine sormuş:
—“Peki, böyle türkü söyleyerek eşek mi aranır, a Hoca?”
—“El elin eşeğini elbette türkü söyleyerek arar. Hele eşek zorla aranıyorsa. Üstelik Subaşınınsa.”

 

TADI TUZU


      Nasrettin Hoca’nın çocukluğunda annesi komşuya soğan istemeye gönderir. Nasrettin komşunun kapısına gelince içeriden gelen konuşmaları duyar. Kapıyı çaldığı anda konuşmalar kesilir. Biraz bekler, fakat kapıyı açan olmaz. İkinci defa daha kuvvetlice çalar. İçerden kulağına gülüşme sesleri gelir. Bu duruma canı sıkılır. Evine döner. Annesine,:

—“Komşu gezmeye gitmiş” der.

Akşam yemeğinde soğansız, lezzetsiz çorbayı içerler. Aradan birkaç gün geçer. Nasrettin’in evde yalnız olduğu bir gün kapı çalınır. Nasrettin kapıyı açar. Gelen komşunun oğludur.
Komşunun oğlu:

    “Arkadaşım nasılsın? Evde yemek pişiriyorlar. Aksilik bu ya tuz kalmamış. Tuz istemeye geldim.” demiş.
Nasrettin:

   “ Geçen günlerde size soğan istemeye gelmiştim. Kapıyı bile açmadınız. Üstelik
bir de gülüyordunuz. En çok da senin sesin duyuluyordu. Biz o akşam çorbaya sizin
gülüşlerinizi doğradık. Pek lezzetli oldu. Şimdi sen benden tuz isteme. Tuzun yerine şu
kahkahaları yemeğe karıştırın. Tadı tuzu yerine gelir” der ve, “hah hah ha” diye güler.


TİCARET


     Nasreddin Hoca bir gün pazarda 10 akçeye aldığı 10 odunu,  9 akçeye satıyormuş. Etraftan sormuşlar:

—“Hocam bu ne iştir, hiç böyle ticaret olur mu?”
Hoca gayet sakin cevaplamış:
—“Olsun. Önemli olan işi nasıl yaptığın değil, insanların seni iş yaparken görmesidir.”



ÜÇ BİN BEŞ YÜZ SOPA


    Bir gün Timur, Hocaya sinirlenir ve adamlarına emreder:

—“Falakaya yatırın şu adamı ve üç bin beş yüz sopa vurun.”

Hoca:

—“İnsaf edin efendimiz, siz ya hiç sopa yemediniz yada sayı saymasını bilmiyorsunuz.”


YENİSİNİ ALIRIZ


     Nasrettin Hoca ile karısı yatağa yatmışlar. O gece eve hırsız girmiş.

Karısı:

—“Hocam eve hırsız girdi.”

Hoca:

—“Olsun.”

Hanımı:

—“Hocam, masayı çalıyorlar

—“Yenisini alırız”

—“Hocam, dolabı çalıyorlar.”

—“Bırak karı, yenisini alırız.”

—“Hocam seni çalıyorlar.”

—“Bırak, yenisini alırız.”



YILDIZ YAPARLAR


Nasrettin Hocaya sorarlar:
—“Hocam, yeni ay girince eski ayı ne yaparlar?”
—“Bunu bilmeyecek ne var? Kesip, kesip yıldız yaparlar.”


ZATEN İNECEKTİM


Hoca bir gün eşekten düşmüş. Herkes hocaya gülmüş. Hoca da alaycı bir tavırla:

—“Zaten inecektim.”demiş


Yorumlar - Yorum Yaz
Hava Durumu
Anlık
Yarın
24° 32° 17°
Avcılık ve Spor